Bu yazımda antropolog ya da sosyolog gibi tespit yapma amacında değilim. Benim gibi televizyonla basketbol maçları ve Beşiktaş maçları hariç, haşır neşir olmayan biri olarak fikirlerimi dile getirmeye çalışacağım.

Türkiye’de yaşayan insanların dizi izleme oranı yüzde kaçtır bilmiyorum ancak bu rakamın çok yüksek olduğunu sanıyorum. Ulusal yayın yapan kanalların en önemlileri (Show Tv, Kanal D, Atv, Fox ve Star Tv) haftanın neredeyse her günü bir dizi yayınlıyorlar. Kullandığım tv platformunda bir yayının ne kadar süreceği yazıyor. Geçen gün dikkatimi şöyle bir şey çekti. Yayın süresi olarak tam 252 dakika yazıyordu. 252 dakikayı saat çevirmek için biraz düşünmek zorunda kaldım. 252 / 60 = 4 saat 12 dakika. Bunun sonu daha nereye gidecek merak ediyorum.

Her hafta bu kadar uzun bölümler çekebilmek için tabii ki kaliteyi düşünmemeniz gerekiyor. Oyuncular zaten umurumda değil onlar bu işten haklarını fazlasıyla alıyorlar.Bir de bölüm başı 30-40 bin lira alıp da çalışma saatlerinden şikayetçi olmuyorlar mı, ifrit oluyorum.Burada asıl işin ameleliğini yapan sette çalışan insanlar.Set işçilerinin yaşadıkları zorluklara başka bir yazı da değiniriz.

Hemen hemen her dizide karşılaştığımız özellikleri sıralamaya başlayabiliriz.

Mesela bölümlerin üçte biri ağır çekimle geçer, ben ülke olarak ağır çekimi bu kadar çok sevdiğimizi bilmezdim. Sonra şarkılar var bir de. Yetmişlerde ve seksenlerde şarkıcı filmleri vardı hatırlayın. Yeni bir albüm çıkaran özellikle arabesk şarkıcıları yaklaşık 2 saat süren acı dolu filmlerinde, albümlerindeki bütün şarkıları söylerlerdi. İşte diziler de tam olarak o modda ilerliyor artık. Dizinin üçte birinin yavaş çekim olduğunu söylemiştim ya, üçte biri de şarkılarla geçiyor zaten. Geri kalan kısımda da konu anlatılmaya çalışıyor. Bu anlatılan konular da üç beş şey etrafında dönüyor. Birincisi mutlaka bölümün başında mutlaka yanlış anlamalar olur, dizi sonuna kadar tripler yapılır, çocuk gibi küsmeler olur, bölüm sonunda barışılır özür dilenir. Tripler bir sonraki haftaya kadar ertelenir. Sonra herkes birbirinin kuyusunu kazmazsa olmaz. Yoksa insanların canı sıkılır. Mutlaka birini rahatsız edecek ki bölüm ilerlesin.

Dizilerdeki zenginlik zaten herkesin dikkatini çeken bir durumdur sanırım. Herhalde ayın sonunu zor getiren insanlar, akşamları bu zenginlik ile mutlu oluyor. Geçen tam olarak şöyle bir sahne gördüm. Kiralık Aşk dizisinde Neriman karakteri, yalısından yatına bindi ve başka bir yalı da oturan yurt dışında eğitimini tamamlamış akrabasına CEO luk teklifi yaptı. Türkiye’de kaç tane yalı var bilmiyorum ama dizilerden anladığımız kadarıyla baya çokmuş. Sonra bütün evler mutlaka İstanbul’da ki köprülerden birini görür. Yalı ya da kenar mahallede oturmak önemli değil, balkondan ya da bir yerden mutlaka köprüleri görecek.

Bir başka dikkatimi çeken konu ise, Yeşilçamın yıllarca kullandığı zengin kız fakir oğlan klişesi tam terse dönmüş olması. Artık dizilerimiz de oğlanlarımız ultra zengin kızlarımız fakir. Bu ultra zengin oğlanların mutlaka, ultra zengin nişanlısı ya da sevgilisi olur. Dizi başından bunlardan ayrılınır ancak bunlar ultra zengin yakışıklı oğlanımızı unutamadığı için sürekli entrikalar çevirir. Fakir kızımızı sürekli ezmeye çalışır.

Bir konu da ülke olarak çok fazla önem verdiğimiz örf adet uygunluğu. Televizyon ya da sinema hayal ürünüdür ancak bizim gibi okur yazarlık oranı yüksek olmayan ülkelerde, insanları ciddi anlamda etikler.Gerçek hayatta kızı dışarıdan 1 saat geç gelse onu tekme tokat dövecek, erkek arkadaşı olmasına kesinlikle karşı çıkacak, evlilik dışı hamile kalsa kızının canına kıyacak aileler, bu dizilerde yaşananları ilgiyle takip eder. Sorunum örf adet ya da dizilerde yaşananlar değil. Benim sorunum iki yüzlülük.

Dizilerde oscarlık oyunlar oynansın gibi triplerim tabi ki yok ancak biraz olsun oyunculuk da olsun ama artık. Biraz yakışıklı olan erkekler başrol de, sadece baksın yeter. Sonra güzel olan herhangi bir kızımız bu dizilerde başrol oynayabilir. Mutluyken, kızgınken, hüzünlüyken ya da sevinçliyken sürekli aynı mimikler.

Yazının burasına kadar okuduysanız ki bundan hiç umutlu değilim. Çünkü artık ülke olarak okumayı sevmiyoruz. Okuduysanız benim göremediği ya da yanlış gördüğüm şeyleri yorumlara ekleyin. Bunlar değilse de en azından okudum yazın.

 

2 YORUMLAR

CEVAP VER