Dokuz günlük bayram tatilinde evde yatmaktan başka bir planımız yoktu.Ancak bayramın 3. Günü İstanbul’a gitme durumumuz ortaya çıktı.Benim gibi bir İzmir aşığı biri için İstanbul gürültü ve kalabalıktan başka bir şey ifade etmiyor.İstanbul’da Beşiktaş Levent’te bulunan Azerbaycan konsolosluğuna gitmemiz gerekiyordu.Bunun için ilk önce Sabiha Gökçen hava limanına gidecek olan 05:45 uçağına bilet aldık.Uçağın hiç rötar yapmaması aslında garipsediğim bir durumdu. İstanbul’a saat 06:50 gibi indik.Beşiktaş’a geçecek olan HAVAŞ otobüsleri her saat başı ve yarımda kalkıyor.Bu yüzden 07:00 de kalkacak olan otobüse yetişmek için koşar adım, hava limanından çıktık.

Çıkışta hemen karşıda bulunan Levent-Beşiktaş-Taksim otobüsüne bindik.Otobüsün ücreti 15 lira.Görevliye Levent’te ineceğimizi söyledik ve 4. Levent de indik. Konsolosluğa gideceğimiz otobüsü ve durağını ararken biraz zorluk çektik.İstanbul toplu ulaşımında kullanılan İstanbulKart ımız yoktu ve 4. Levent’te ki otobüs duraklarında bulunan görevliye sorduğum da kart almamı, otobüste kimsenin yardımcı olmayacağını söyledi. İzmir’de gayet sıradan birşeydir bu, otobüse bindiğinde eğer Kentkartında paran kalmamış ise otobüsteki birinden rica edersin ve parasını verirsin.Hatta çoğu zaman verdiğiniz para kabul edilmez.Bu kadar basit bir şeyin bile yapılmadığı bir şehir nasıl sevilebilir ki.4. Levent’te ki metro istasyonundan İstanbulKart satın aldık.10 lira karşılığında kartınızı satın alıyorsunuz ve 6 lira kart ücreti kesip, 4 lira kartınıza kredi olarak yükleniyor.Kartı da aldıktan sonra bineceğimiz durağı bulduk ve 59RS numaralı otobüsü beklemeye başladık.Otobüsle konsolosluğun yaklaşık 1 kilometre yakınında bulunan Akmerkez’e ulaştık.Bayram nedeniyle toplu ulaşım ücretleri yarıya indirilmişti.Bu yüzden karttan 1,15 lira düştü.Aslında buradan konsolosluğa giden 58A numaralı otobüse binebilirmişiz ama bayramın 3. Günü olması ve sabah saat daha 8 bile olmadığı için kimseye soramadık.Google Maps’den yardım alarak konsolosluğa kadar yaklaşık 1,5 kilometre yürüdük.Konsoloslukta işimiz aşağı yukarı 1-1,5 saat sürdü ve çıkışta Beşiktaş merkeze gitmek için 58A otobüsüne bindik.Dela ile yıllardır desteklediğim takım olan Beşiktaş’ın çarşısını görmek için meydana indik ve kartal heykeline kadar dolaştık.Beşiktaş çarşıya kadar gelinip de yeni yapılan mabedimiz olan Vodafone Arena’ya gitmeden olur mu? Tabi ki olmaz deyip, Barbaros bulvarını takiben,Dolmabahçe sarayının yanından stada ulaştık.

Bu stadın olmasını o kadar uzun süre bekledim ki,hasta gibi her gün canlı yayını izledim.Stad da bi kaç fotoğraf çekildikten sonra bir karar vermemiz gerekiyordu.Ya taksime çıkacaktık ya Sultanahmet’e.Bu sırada canımız deli gibi balık ekmek istedi ve Kabataş tramvay istasyonunun oralarda balık ekmek yapan yerler aramaya başladık.İstanbul sevimsiz yüzünü burada da gösterdi ve kime sorsam ya cevap vermedi ya da yüzüme bakmadı.İstanbul’da ki arkadaşımdan nereye gideceğimi sorduğumda ise balıkçıların Eminönü’nde olduğunu öğrendim.Bundan sonra kararımızı verdik,ilk önce Eminönü’ne gidecek balık ekmek yiyecek ve sonra Sultanahmet’e çıkıp Ayasofya ve Sultanahmet camiini gezecektik.Bunun için Kabataş tramvay istasyonunda tramvaya bindik ve Eminönü’ne geçtik.Tramvay’dan indikten sonra kafanızı kaldırıp baktığınız da balıkçılar hemen dikkatinizi çekiyor.Aslında benim istediğim sandallarda ya da sahil kenarında bir masanın üzerindeki ızgara da yapılan balıkları yemekti ama bunun yerine herşeyi ticarete döken zihniyete uygun olarak köprü altında bulunan balıkçılardan yedik.Balık ekmek fiyatları 7-8 lira arası değişiyor.Balık ekmek yedikten sonra tekrar Bağcılar yönüne giden tramvaya bindik ve Sultanahmet meydanına gittik.İstanbul’u güzel yapan şey sanırım sadece tarihi yapısı, onu da korumayı beceremiyoruz ama bu haliyle bile güzelliğini koruyor.Bunlar dışında beton yığınından başka hiçbir şey değil.Ayasofya’dan her zaman çok etkilenmişimdir,içini ilk gezdiğimde büyülenmiştim ama her İstanbul’a gittiğimde orayı görmek istiyorum.

Görkemli Sultanahmet Camii ve Ayasofya’yı gezdikten sonra Taksim’e doğru yola çıkabilirdik.Ama sabahtan beri o kadar çok yol yürümüştük ki dinlenmemiz gerekiyordu.2 liraya kaynamış Mısır alıp, kendimizi biraz aşağıda bulunan Gülhane Parkı’na attık.Buraya girer girmez Cem Karaca’nın müthiş şarkısını istemsizce mırıldanmaya başladım.Parkta oturacak bir yer ararken bir anda Aşık Veysel’in heykeli ile karşılaştık.Heykeli gören bir yerde çimlere uzandık. Aşık Veysel’in şarkılarını söyleyerek, çantamı da yastık yaparak biraz uyumuşum.Kalktığımda kendimi çok iyi hissediyordum ve artık İstanbul’u gezmeye hazırdık.Gülhane parkından, Topkapı Sarayı’na paralel olarak aşağıya doğru yürümeye başladık.Ama keşke bu hatayı yapmasaydık, çünkü Eminönü tramvay durağına ulaşana kadar neredeyse 2 kilometre yürümek zorunda kaldık.Tramvayı binecek yer ararken bir alt geçit bulduk ve çok ucuz paralara çok güzel şeyler satıldığını gördük.Buradan 15 lira değerinde bir bluz aldık ama emin olun çok daha pahalı gösteriyor,çaktırmayın.Bu çarşıdan tramvaya çıkan yolu bulduktan sonra Kabataş yönüne doğru tramvaya bindik.Taksim’e nasıl çıkıcaz,dolmuş mu otobüs mü,taksi mi diye düşünürken metronun olduğunu gördük.Taksim Kabataş arası çalışan çok tatlı ufak yamuk bir metro var aklınızda olsun mutlaka.Kabataş tramvay son durağından biniliyor.Taksim’e ilk defa gitmiyorum ama nedense her gidişimde kendimi orada buluyorum.İstiklali biraz gezdikten sonra çok yorulduk ve yolu uzatmayı göze alarak Gezi Parkı’na çıktık.Bu ufacık yer için baya biber gazı yemiştim.Bu günleri ve orada verilen mücadeleleri düşündüm.Bugün olsa aynı şeyleri tekrar yaparım diye düşünürken çimler de bir yer bulduk ve kendimizi yere attık.Ne Dela’nın ne de benim bir adım dahi atacak halimiz yoktu.Ama içimizde deli gibi de gezme isteği vardı.Hem de İstanbul’da ki arkadaşımızla saat 8 de Anadolu Hisarı’nda buluşacaktık.Ama saat daha 4 bile değildi.Gezi Parkı’nda yarım saati aşkın dinlendik.Sürekli abur cubur yiyip bişiler içmemize rağmen o kadar çok yürüdük ki karnımız acıktı.İstiklal caddesindeki KFC yi gözümüze kestirdik ve oraya girdik.Kfc Demirören Avm ye gelmeden biraz geride bulunuyor.Üst katında Burger King alt katında KFC bulunuyor.Ama benden size tavsiye oraya gitmeyin.Kfc ye gitmek için bir oyun salonundan geçiyorsunuz ve bu oyun salonu serserilerle dolu.Yani eşinizle bir masa da yemek yerken gelip bir tinerci yan masanızda yemek yiyen insanlardan içeceklerini alabiliyor.O kadar çirkin bir yer ki tuvaletini kullanmak bile cesaret istiyor.Şişirilmiş amerikan filmlerinde herşeyin döndüğünde pis tuvaletleri gözünüzün önüne getirin, işte tam olarak öyle bir yer.Bir an önce kendimizi dışarı atmak isteğiyle çıktık daha da fazla yorulmayı göze alarak taksimden aşağıya doğru yürümeye başladık.Galatasaray Lisesi, konsolosluklar,sokak sanatçıları falan derken bir anda kendimizi caddenin sonunda bulduk.Önümüzde iki yol vardı ve biz kalabalığın gittiği yöne doğru gittik.Klasik Türk mantığı bu olsa gerek.Çok dik bir yokuştan aşağıya inerken hediyelik eşyalar satan dükkanları geze geze aşağıya doğru yürüdük.Bu yokuşta bir sürü taze meyve suyu yapan dükkan bulunuyor, bunlardan mutlaka karışık meyve suyu için.Küçük bardakları 4 lira ve insanı doyuruyor.Elimizde meyve suları ile aşağıya doğru inerken bir anda karşımıza Galata Kulesi çıktı.Bunu beklemiyorduk ama aynı zamanda bu kuleyi de görmek istiyorduk.Burası gerçekten etkileyici bir yer.Hele ki Hezarfen Ahmet Çelebi’nin hikayesini biliyorsanız çok daha fazla etkileniyorsunuz.Burdan aşağıya doğru indik ve Karaköy’e ulaştık.Artık hava kararmaya başlamıştı ve Avrupa Yakasından, Anadolu yakasına geçmemiz gerekiyordu.Bunun için köprünün sağ tarafında bulunan TURYOL’a ait motorlarla karşıya geçmek için o tarafa doğru yürüdük.Size sandallar da yada masanın üzerinde ızgaralarda yapılan balık ekmekçi aradığımı söylemiştim, işte aradığım tam olarak burada var.Akşam yemeğe gideceğimiz halde canımız yine yemek istedi ama bu sefer kendimize hakim olduk.Üsküdar motorları her 20 dakika da bir Karaköy’den kalkıyor.İstanbulKart ile yada biletle binebiliyorsunuz.Biz bilet aldık ve biletin tanesi 4 lira.Vapurların kalktığı yerden 1,5 saatlik boğaz turu yapan vapularda kalkıyor.Sanırım ücreti de 10 lira.Zamanımız olsaydı buna katılabilirdik ama siz zaman bulmaya çalışın.Güneş artık neredeyse batmıştı, martıların da eşlik ettiği vapur yolcuğu ile Üsküdar’a doğru yola çıktık.Bu yolculuğu yapacaksanız mutlaka Topkapı Sarayı’nı gören tarafta oturun.Muhteşem bir görüntü çıkacak karşınıza, dünyanın bir dönem bu saraydan yönetildiğini düşünürseniz büyüsü daha artıyor emin olun.Ben daha burayı gezme fırsatı bulamadım ama mutlaka gezeceğim.Size de şiddetle öneriyorum.

Daha sonra çekildiğimiz fotoğraflara baktığımızda ne kadar yorulduğumuzu daha iyi anladık.Vapur da ayakta dururken artık dizlerimizin bizi taşıyamadığını fark ettik.Üsküdar vapurunda indiğimiz andan itibaren müthiş kalabalık ve trafik karşıladı bizi.Buradan Beykoz dolmuşlarına binip Anadolu Hisarı’na ulaşmamız gerekiyordu.Beykoz dolmuşları 9 kişilik taksi ve dolmuş arası bir araç.Ayakta yolcu alacak yeri yok.İnsanlar sıra oluşturmuş ve gelen arabalara 9 ar kişi biniyor.Akşam İstanbul trafiğini bilmeyen yoktur herhalde,bu yüzden neredeyse 40 dakika dolmuş bekledik.Dolmuşa bindik ama ölmeden inmek için dua etmek zorunda kaldık.Trafik ve şoförün kötü kullanması biz de yorgunluk falan bırakmadı.Tek istediğimiz bir an önce hisara ulaşmaktı.

Sonunda hisara ulaştık ve sabah 05:45 de başlayan yolculuk 20:45 civarlarında son buldu.Bu yolculukta uçak,Havaş,otobüs,tramvay,metro,vapur ve dolmuş kullandık.Akşam yemeğinden sonra adım atacak halimiz yoktu.Arkadaşlarla  yenilen yemek ve içilen rakının ardından eve geldikten sonra uyumamız 7-8 dakika kadar sürdü.10 saat kadar uyudum ve yorgunluktan tuvalete dahi gitmedim.

CEVAP VER