Her türkünün hikayesi vardır.Kimi karşılıksız aşkı, kimi sevdiğine sitemi, kimi aileye olan özlemi, kimi memleket sevgisini ve daha bir çok şeyleri anlatır.Ancak bazıları vardır ki insanının hikayesi ile insanın içini sızlatır.Ah Bir Ataş Ver türküsü de bu türkülerin başında geliyor.Hikayeyi okurken Tolga Çandar’ın müthiş sesinden türküyü dinlemeyi unutmayın.

Çanakkale insanlık tarihi boyunca hem büyük aşklara hem de büyük savaşlara ev sahipliği yapmıştır.Helen ile Truva prensi Paris’in aşkı ve uğruna dökülen onca kan ve acı.Ya Çanakkale Savaşı, dünya böyle bir kahramanlık ve adanmışlık görmüşmüdür.

Ah bir ataş ver türküsü de Gelibolu’da geçen ve coğrafyasına uygun bir hikayedir.Aaslında türkü hakkında iki farklı hikaye vardır.Biri anonim olarak bilinen diğeri ise usta isim Sunay Akın’ın anlattığıdır.İki farklı hikaye olsa da birbirinden zıt değil, ciddi benzerlikleri olan hikayelerdir.Ben ilk önce anonim olan ile başlayayım.

1953’ün soğuk Nisan gecelerinden birinde seferden dönen Dumlupınar denizaltısı, Çanakkale boğazının en dar geçidi olan Nağra burnunda İsveç bandıralı bir şileb ile çarpışır.Gemide bulunan 81 kişiden yalnızca 22’si hayatta kalmıştır.Bu 22 kişi kurtulmak için denizaltının arkasındaki torpido bölümüne sığınmışlar ve kurtarılmak için yüzeye fırlattıkları şamandıra ile yardım isterler.Ancak kazada ciddi şekilde yara alan denizaltı da oksijen sıkıntısı yaşanmaktadır.Bu yüzden konuşmak ya da sigara içmek yasaktır.Herkes büyük bir merak ve heyecan içinde kurtarılmayı beklemektedir.Ancak beklenen yardım bir türlü gelmez, artık konuşmak ve sigara içmek serbesttir.

Sunay Akın’ın hikayesi

Sunay ustanın anlattığına göre ise Gelibolulu olan ve deniz subayı öğrencisi ile bir kız hikayesidir.Gün olur ki öğrenci okulunu bitirir ve artık göreve başlaması gerekmektedir. Aylarca seferlerde olacağını ve görüşemeyeceklerini söyler kıza. Kız başta oğlanın ayrılmak istediğini düşünse de ‘olsun ben beklerim’ cevabını verir.Oğlan heyecandan yerinde duramayacak kadar sevinir. Ancak çıkması gereken seferleri vardır ve bu yüzden elinde bir adet fener ve kalın bir kitap getirmiştir. Bunun ne olduğunu soran kıza ‘Mors alfabesi’ der. Ben boğazdan geçeceğim tarih ve saati sana bildireceğim, sende söylemek istediğin ne varsa bana bununla anlat der. Kız evine gider ve ailesinden saklı çarşafın altında mors alfabesini öğrenir.Oğlan, kızın arkadaşını arar ve geçeceği zamanı söyler.Kız boğaza bakan evin penceresinde hazır bekler ve tam zamanında feneriyle konuşmaya başlar.’Seni Seviyorum’. Denizaltının komutanı görür mesajı ve sorar askerlerine kime geliyor bu mesaj diye.Bizim oğlan çıkar ve bana der, karşılık verebilirmiyim diye sorar.Komutan kızar, oğlum elindeki fenerle olur mu o iş, geç denizaltının projeksiyonuna.Oğlan gider ve cevap verir ‘Bende Seni’

Bu hikaye askerler arasında kulaktan kulağa yayılır gider.Oğlan yine uzun bir sefere çıkar ve döneceği tarihi ve saati kıza bildirir.Geçecek olan filonun en önündeki denizaltı da olacağını bildirir.Kız tam zamanında elinde fener hazır beklemektedir.Ancak bir sorun vardır.Dumlupınar denizaltısı İsveç bandıralı bir şilebe çarpmış ve batmıştır.Kız bundan habersiz denizaltı görür görmez feneriyle mesajını yollar. ‘Seni Çok Seviyorum’. Konvoydaki ikinci denizaltının komutanı Bahri Kurt. Denizaltı az önce yaşanan kazadan habersiz seferine devam etmektedir.Askerler gelen mesajı gördüklerinde Kurt komutana ne yapalım diye sorarlar.Komutan kız heralde denizaltıları karıştırdı o yüzden mesajı yolladı, şimdi cevap vermezsek meraklanır uyuyamaz, projektörün başına geçer ve yazdırır. ‘Ben de Seni’

Durum anlaşıldığında artık çok geçtir.Dumlupınar denizaltısı kaza geçirmiş ve yardım için gelen dalgıçların inemeyeceği kadar derinlerdedir.Arama çalışmalarını yürüten gemi, denizaltında bulunanların yardım istediği kabloyu koparır ve iletişim tamamen kopar.Saatlerce yapılan kurtarma çalışmaları sonuçsuz kalır ve 88 bahriyeli şehit düşer.

CEVAP VER